Warning: fopen(/home2/kott5d7a/public_html/php/kt/wp/yedekler/.htaccess) [function.fopen]: failed to open stream: No such file or directory in /home/kott5d7a/public_html/php/kt/wp/wp-content/plugins/backupwordpress/functions.php on line 378
Cannot open file (/home2/kott5d7a/public_html/php/kt/wp/yedekler/.htaccess)
Warning: fwrite(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/kott5d7a/public_html/php/kt/wp/wp-content/plugins/backupwordpress/functions.php on line 382
Cannot write to file (/home2/kott5d7a/public_html/php/kt/wp/yedekler/.htaccess)
Warning: fclose(): supplied argument is not a valid stream resource in /home/kott5d7a/public_html/php/kt/wp/wp-content/plugins/backupwordpress/functions.php on line 386

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/kott5d7a/public_html/php/kt/wp/wp-content/plugins/backupwordpress/functions.php:378) in /home/kott5d7a/public_html/php/kt/wp/wp-includes/feed-atom.php on line 9
kot taşlama Kot taşlama .... Kot taşlama .... Kot taşlama .... Kot taşlama .... Kot taşlama .... Kot taşlama .... 2011-02-27T13:54:36Z WordPress http://kottaslama.org/php/kt/wp/feed/atom/ ahali <![CDATA[Kotlar beyazlarken hayatlar kararmaya devam ediyor]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=529 2011-02-27T13:54:36Z 2011-02-27T13:52:17Z

Kotlar beyazlarken hayatlar kararmaya devam ediyor. Güngören’de bir atölyede kot kumlama işinde çalışan 31 yaşındaki Mehmet Şah Yalçın, kot patronlarının kar hırslarının 49.uncu kurbanı oldu. Silikozis yüzünden 2008 yılından beri oksijene bağlı olarak yaşamını sürdüren Mehmet Şah Yalçın, Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde 25 Şubat 2011 günü hayatını kaybetti.

Sigortasız olarak çalıştırılan Mehmet Şah Yalçın hastalandığında önce tüberküloz sanılarak tedavi edilmeye çalışılmış. Kot kumlamaya bağlı silikozis olduğu anlaşıldığında ise artık hastalığı iyice ilerlemiş aşamadaydı. 2008 yılından beri oksijene bağlı olarak yaşamını sürdürüyordu.

]]>
0
ahali <![CDATA[Patronlar yok dese de silikozis öldürmeye devam ediyor]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=525 2011-01-19T11:12:18Z 2011-01-19T11:10:47Z Silikozis hastalığına yakalananların Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınması taleplerinin yapıldığı günlerde, patronların bu ölümlerdeki sorumluluklarını inkar edip ’silikozisden ölüm yok’ demelerine rağmen kot taşlama işini yaparken silikozise yakalanan işçi ölümleri sürüyor.

Geçtiğimiz hafta Manisa’da yaşamını yitiren İsmail Şahin’in ölüm haberi ile kot taşlama işi yaparken silikozise yakalanıp ölenlerin sayısı 47′ye ulaştı.  8 yıl boyunca kot taşlama işçiliği yapmış olan iki çocuk babası İsmail Şahin bir süredir silikozis hastalığının pençesinde yaşam mücadelesi veriyordu.

]]>
0
ahali <![CDATA[Kot taşlama bir can daha aldı]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=520 2009-11-15T23:40:54Z 2009-11-15T23:40:22Z Bingöl’ün, çocuklarının birçoğu silikozise yakalanmış Taşlıçay Köyü, bu kez 24 yaşındaki Hacı Önal’ı kaybetti. Önal, silikozis hastalarıyla ilgili çekilen ‘Dönüş’ belgeselinde, bundan sonraki hayalini, “Tek istediğim şey… Sağlığıma kavuşmak istiyorum. Herkes gibi gezmek istiyorum” diye anlatmıştı fakat olmadı. Bir çocuk babası Önal’in kardeşi de aynı hastalığın pençesinde…

Taşlıçay, Önal’dan önce, en son 28 Şubat’ta 24 yaşındaki Ruhat Yıldırak’ın cenazesini kaldırmıştı. Yıldırak, İstanbul Mahmutbey’de dört yıl çalıştığı iki kumlama atölyesinden silikozis hastalığıyla ayrılmıştı. İki yıldır oksijen tüpüne bağlıydı.


Yıldırak’ın ölümü köydeki diğer silikozis hastası gençlere söylenmedi. Onlardan biri de Yıldırak’ın yaşıtı Hacı Önal’dı. Evli ve bir çocuk babası olan Önal, Yıldırak gibi, Mahmutbey’de dört yıl sigortasız çalıştıktan sonra silikozise yakalandı. Köyünde oksijen tüpüyle yaşamaya başladı. Sık sık hastalanıyordu. Geçen yıl çekilen ‘Dönüş’ adlı silikozis hastalarıyla ilgili belgeselde hayalleri sorulduğunda, “Tek istediğim şey… Sağlığıma kavuşmak istiyorum. Herkes gibi gezmek istiyorum” demişti. Ayrı belgeselde, babası Hasan Lütfü, çaresizliğini şöyle aktarmıştı:
“Doktorlar diyor dış ülkeye götürün, nakil yapın. Dış ülkeye biz nasıl götürelim?”
Bu savaşım, Hacı Önal’ı yaşatmaya yetmedi. Ve Önal, geçen 8 Kasım’da, kaldırıldığı Erzurum Araştırma Hastanesi’nde öldü. Önal’ın bir kardeşi de silikozis hastası…
Önal, Taşlıçay’ın silikozise kurban verdiği üçüncü, Karlıova beldesinin yedinci, bütün Türkiye’nin 44’üncü isim oldu.

‘Bari huzurlu ölelim’
Ünal’la aynı köyden olan ve aynı hastalıktan ötünü tedavi gören Kot Taşlama İşçileri Komitesi üyesi Abdulhalim Demir, hayli karamsar: “En azından emeklilik ve maluliyet haklarımız verilsin. Zaten bizim yaşamımızı kimse garanti edemiyor. Günü geldikçe öleceğiz. En azından huzurlu ölelim.”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=964492&Date=16.11.2009&CategoryID=77

]]>
0
ahali <![CDATA[İMF’nin şirketi, Katil Mavi]]> 2009-10-09T00:00:00Z 2009-10-09T00:00:00Z IMF-DB toplantılarının yapıldığı şu günlerde kapitalist katillere bu işin bu kadar kolay olmadığını gösterdik.

Kot beyazlatma işlemi sırasında püskürtülen kumlar, bu işi yapanları önce silikozis hastası ediyor, sonra öldürüyor. Bu insanların hayatlarını karartan bu katil şirketlerin patronları ise sorumlu olduklarını kabul etmiyorlar. Üstelik bu yöntemin tehlikesiz olduğundan söz edip yalan söylemeye devam ediyorlar. Biz durup beklemeyeceğiz, ölümleri bir bir seyretmeyeceğiz.

İMF’nin şirketlerinden biri olan Mavi Jeans’ın Nişantaşı mağazasının önünde toplanarak ölüm getiren kotlarını üzerimizden çıkartıp, dükkanlarına fırlattık.

BURASI İSTANBULSA SİZ DE KATİLSİNİZ

İstanbul’un kuşatılmasından, koşturmacasından anlıyorsunuzdur. Dünyanın önemli insanları buradalar, toplantılar yapmaya, bizler adına kararlar almaya ve bunları uygulamaya geldiler. Onların ve şirketlerinin ne yapmak istediklerini biz çok iyi biliyoruz. Onlar ölene kadar çalışmamızı, onlar için çılgınca almamızı, yarattıkları zülmü görmeden, duymadan, bilmeden sahtekarca yaşamamızı istiyorlar. Onlar “para, para, para” istiyorlar.

Bu şirketlerden biri de sizsiniz. Çünkü sizin insanlık dışı koşullarda ürettirdiğiniz kotlarınız bu güne kadar 44 insanı öldürdü ve binlerce insanı hasta etti. Çünkü sizler; başka ülkelerde yasaklanmış “taşlama, kumlama” işini burada imajınız zedelenmesin diye taşeron şirketlere yaptırıyorsunuz. Doğrudan öldürüyorsunuz.

Bu işten sıyrılmanın yolunu ise bulmuşsunuz, medyayı kullanarak yalanlarınızla, yüzsüzlüğünüzle çıkıp açıklamalar yapmaya da utanmıyorsunuz. Çalışma bakanlığı “bu iş artık yasak” dedi. Zaten yasak olanı vicdansızca yaptırmaya devam eden, izbe bodrum katlarında insanların hayatlarını karartmaya devam eden siz değil miydiniz? Bu insanlar bir bir ölürken yasak olduğunu bile bile seyredenler ve göz yumanlar devletin yetkilileri değil miydi? Şimdi memleketinde ölmeyi bekleyen insanlar ve onların eşleri, çocukları için yasaklarınız hiç bir işe yaramayacak. Biz sizi tanıyoruz, onlar sizi tanıyorlar. Tek nedeniniz var; “daha fazla kar”, tek çözümünüz ise “öldürmek”

Burası İstanbulsa Mavi jeans SİZ DE KATİLSİNİZ.

Bugün burada ölüm saçan kotlarınızı size fırlatmaya geldik. Siz daha çok kazanasınız servetinize servet katasınız diye insanları öldürmenize göz yummayacağız, imaj uğruna beyazlattığınız kotlarınızı giymeyeceğiz, almayacağız.

IMF’nin şirketi, katil MAVİ.

İstanbulAhali

]]>
0
ahali <![CDATA[Kotlar beyazlıyor, Hayatlar kararıyor: 43. de öldü…]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=514 2009-08-21T08:55:25Z 2009-08-21T08:52:53Z

Kot taşlama işinde çalışırken silikozis hastalığına yakalan 550′ye yakın insan var. Resmi rakamlar bu şekilde ancak,hasta sayısının 3 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. İbrahim Güloğlu‘ bu yıl içerisinde hayatını kaybeden dördüncü kişi oldu. Çalışma bakanlığının sözde bu işi yasaklamasına rağmen bodrum katı kaçak atölyelerde kot taşlama halen devam ediyor, üstelik bu süreçte silikozis hastalığına yakalanmış çalışamayan hasta işçiler için herhangi bir hukusal işlem yapılmadı, tedavileri karşılanmadı, yaşamlarını devam ettirecek imkanlar oluşturulmadı. Böylece İbrahim Güloğlu da 30 yaşında bu hastalığın 43. kurbanı oldu. Tıpkı diğerleri gibi…Pekala bilerek, görerek, duyarak devletin skor tabelasına yazılan 43 rakamı size neyi hatırlatıyor?

Bizlere katilleri hatırlatıyor;

Mavi Jeans

Little Big

Collezion

Levis

Lee

Diesel

Adil ışık ve dahasını…

]]>
0
ulas <![CDATA[Kot işçileriyle dayanışma gecesi gerçekleştirildi!]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=505 2009-01-19T13:02:43Z 2009-01-05T17:36:36Z “İşçilerin birliği patronları yenecek!”

(27.12.08) - Bir süredir İstanbul genelinde çalışmaları yürütülen ve yoğun bir ilgiye konu olan “Silikozis hastası kot işçileriyle dayanışma gecesi” 26 Aralık akşamı Gaziosmanpaşa Eftelya 1 Düğün Salonu’nda başarıyla gerçekleştirildi.

Kot İşçileri Birliği’nin düzenlediği geceye farklı işkolundaki birçok fabrikadan destek gelirken çeşitli kurumlar da dayanışma gecesini gönderdikleri mesajlarla selamladılar, kot işçilerinin mücadelesinin yanında olduklarını belirttiler.

Kot işçileri neden yürüyor?

Saat 20.00’de başlayan dayanışma gecesi Kot İşçileri Birliği Sözcüsü Gazi Polat’ın iş cinayetlerinde yaşamını yitirenler anısına yaptığı saygı duruşu çağrısıyla başladı.

Polat saygı duruşunun ardından yaptığı açılış konuşmasında kot işçileri olarak “neden yürüdüklerini” anlattı. Silikozis hastalığına yakalanarak yaşamını yitiren kot işçilerinin hikayelerini aktardı. Silikozis hastası kot işçileriyle dayanışmayı yükseltmek, kot işçilerinin yaşadığı temel sorunlara dikkat çekmek amacıyla etkinlik gerçekleştirdiklerini söyledi. Ayrıca, Polat; kapalı bir odada kotlara püskürtülen kum sonucu solunum yoluyla bulaşan silikozis hastalığının sebebinin kot patronları olduğunu, daha on gün önce bir işçi arkadaşının sağlam olduğu ve şimdi ise yoğun bakımda hasta olarak yattığını belirtti. Ayrıca patronların işçileri o odada kumlar ziyan olmasın diye havalandırmayı kapattığından dolayı işçinin değerinin kum kadar olmadığını söyledi. Gazi Polat, mevcut sorunların çözümünün mücadele etmekten geçtiğini ifade etti.

Dayanışma gecesi, kot işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını anlatan görüntülerden oluşan sinevizyon gösterimiyle devam etti.

Etkinlik programında Nurettin Güleç, Hasan Ali Sezer, Raber, İlkay Akkaya ve Hasan Sağlam sahne alırken etkinlik salonunda “Kot işçisi yalnız değildir!”, “Yaşasın Kot İşçileri Birliği!” sloganları atıldı.

İstanbul Ahali, Belediye-İş Sendikası 2 No’lu Şube, DDSB, Partizan, Halkevi, Ekim Gençliği, BDSP, Topkapı İşçi Derneği, Tersane İşçileri Birliği Derneği (TİB-DER), Haber-Sen 8 No’lu Şube, İşçi Gazetesi, Refhan Tümer Lisesi Öğrencileri, Volkan Yaraşır ve daha birçok kurum silikozis hastası kot işçilerinin yürüttüğü mücadelenin yanında olacaklarını gönderdikleri mesajlarla dile getirdiler.

Tersanelerden kot işçileriyle dayanışma

Gecede söz alan Tersane İşçileri Birliği Derneği (TİB-DER) Başkanı Zeynel Nihadioğlu Tuzla tersaneler havzasında yaşanan iş cinayetleri ve tersane işçilerinin yakalandığı meslek hastalıklarının kot işçilerinin durumuyla olan benzerliğine dikkat çekti. Yaşadıkları tüm sorunlarının kaynağında kapitalizmin olduğunu sözlerine ekledi. TİB-DER Başkanı, patronların saldırılarına karşı ortak mücadele yürütülmesi gerektiğine işaret etti.

Dayanışma gecesi çekilen halaylarla sürerken Kot İşçileriyle Dayanışma Platformu Sözcüsü Levent Atasert’in yaptığı kapanış konuşmasıyla son buldu. Atasert’in yaptığı kapanış konuşmasında kot işçilerini ölüme terkeden patronlardan hesap sorma kararlılığı ifade edildi. Dayanışma gecesine destek veren bütün kişi, kurum ve kuruluşlara teşekkürlerini belirtti. Konuşmasının devamında, kot işçilerinin iş cinayetlerine karşı sessiz kalmayıp eylem ve basın toplantıları yaptığını bu eylemler sonucunda bazı kot patronlarının hedefi haline geldiklerini söyledi. Bu patronlardan birinin Adil Işık, diğerini ise Colins olduğunu dile getirdi. İşte bu örgütlü eylemlerin patronları korkuttuğunu ve bu anlamda patronlardan hesabı işçilerin soracağını anlattı. Etkinliğe destek veren tüm kişi ve kurumlara teşekkür etti.

250 kişinin katıldığı dayanışma gecesi sloganlarla son buldu.

]]>
0
ahali <![CDATA[Kot işçisinden mektup: İşçiyiz diye bize ölüm reva mıdır? Abdulhalim Demir]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=502 2008-12-21T18:22:50Z 2008-12-21T18:22:50Z Bir sonbahar akşamıdır, yüreğim soğuk! Sarmış ruhumu ölüm korkusu… Adına iş denilen kumlama atölyesinde yazmışım adımı zamansız ölüm listesine. Gün be gün omuz omuza çalıştığım arkadaşlarımın ölümünü izlerken bir sancı düşer ruhuma, yüreğim buz kesilir korkudan. 24 Ekim’de yitirdiğimiz arkadaşım Hüseyin gelir aklıma, nemlenir gözlerim, yaş dökülür pınarından…

En son geçen sene duymuştu Hüseyin’in feryadını benim sahipsiz güzel ülkem. Demişti ki “Yarın ölümü beklemem için gönderecekler beni köyüme, ambulans masrafını kendim ödemem gerekirmiş”. Bu garibimin son mesajıydı ülkesini yönetenlere… Hüseyin’im çaresiz dönmüştü köyüne, beklemişti göç etmeyi ebediyette… Geçim sıkıntısı, çaresizlik, ölüm bekleyişinde huzur vermemişti kendisine. Bir Temmuz gününde, Temmuz sıcağında ansızın yüreği buz kesilivermişti, boğazı düğümlenmiş, yattığı yatakta öylece kalakalmıştı ve gözleri nemliydi, tıpkı bu akşamki gözlerim gibi…

Çaresizliğe, geçim sıkıntısına dayanamayan eşi tarafından terkedilmişti Hüseyin’im. Bacası dumansız yuvasında, baş ucunda iki evladıyla baş başa kalmıştı. Garibim ölmüştü, bedeni emanet kalmıştı orada. Hassas, duygusal bir emanetti O artık…

Sürekli gözlerini kaçırırdı yavrularından. Dayanamazdı, kıyamazdı ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözleriyle yavrularına bakmaya. Üç ay sonra ruhu bir ıslık uğultusuyla almıştı bedenini, çocukları kalmıştı ortada, garibim sessizce gitmişti kendi gibi zamansız ölüme yakalanan amca oğlu kot işçisi Beytullah’ın yanına…

Anladım ki insan bedeninde can varken de ölebiliyormuş. En büyük ölüm çaresizliktir. En büyük ölüm çocuğunun istediğini alamamaktır. Eşimin dedesi bazen beni teselli etmeye çalışır, “İnsanoğlu yaşar ve ölür, hepimiz öleceğiz. Bu korkunun seni üzmesine izin vermemelisin” diyerek. Şimdi cevabını yazıyorum “Evet, dedeciğim, senin yaşında gitmek sadece kişinin hayatında değişikliktir. Ama, 25-30 yaşlarında zamansız ölüme gitmek sadece kişinin kendi hayatında değişiklik değildir. Kişinin sorumluluğundakilerin hayatında da değişikliklere yol açar ve onları geleceksiz, çaresizlikle baş başa bırakır. Sen kurtulmuş oluyorsun onlarsa ölmüş. Beni saran korku, ölümümden çok çocuklarımı çaresiz bırakma korkusudur.”

En son 2 Aralık’ta iki arkadaşımızı kaybettik. Adem İNCİRLİ ve Mustafa KALELİ. Onlar da sesiz sedasız gittiler. Hepimiz birer birer gidiyoruz. Çaresiz, kalbi kırık, katillerimizin cezalandırıldığını göremeden…

*Kot Taşlama İşçileri Dayanışma Komitesi’nden eski kot işçisi Abdulhalim Demir


]]>
0
ulas <![CDATA[Silikozis hastası kot işçileriyle dayanışma büyüyor!]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=485 2008-12-21T18:13:40Z 2008-12-20T15:00:03Z Hüseyin Özkaya, Süleyman Öter, Adem İncirli… Merdiven altı atölyelerde patronların kar hırsını canlarıyla ödeyen kot taşlama işçileri dayanışma için biraraya geliyorlar.

Ölümcül silikozis hastalığının pençesinde çalışan ve yaşayan işçiler 26 Aralık 2008 Cuma akşamı patronların bitmek bilmez kar hırsına karşı dayanışma gecesinde buluşacaklar.

Kot işçileriyle dayanışma büyüyor…

Çeşitli sendikalar, demokratik kitle örgütleri, sağlık-meslek odaları, devrimci kurumlar, siyasi partiler ve sanatçılardan destek alan kot taşlama işçileri, yürüttükleri mücadelelerini bugün İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirdikleri basın toplantısıyla duyurdular.

Silikozis hastası Kot işçisi Gazi Polat’ın okuduğu basın metni kot taşlama işçilerinin içinde bulunduğu durumun özetlendiği şu sözlerle başladı:

“Avrupa’da uzun süre önce yasaklanmış yöntemiyle, yani basınçlı hava ile kotlara kum püskürtülerek yaptığımız işlem sırf kumlar ziyan olmasın diye daracık kapalı odalarda yapılıyor ve ziyan olan insan hayatları hiç hesaba katılmıyor. Zira tersanelerde çok çarpıcı bir şekilde gördüğümüz gibi bu memlekette insan hayatı kumdan ucuz. Hepimiz işte o kotlara püskürttüğümüz kumları ciğerlerimizde taşıyoruz.”

Fazla zamanımız olmadığının da farkındayız. Ve bu kısacık zamana birçok şeyi sığdırmamız gerektiğini biliyoruz. Daha fazla kar etmek için söndürdükleri hayatlarımızın hesabını sormakta kararlıyız.” diyen Polat yürüttükleri mücadelelerinde Kot İşçileri Birliği’ni kurduklarını ve 26 Aralık Cuma akşamı düzenleyecekleri dayanışma gecesinin duyurusunu yaptı.

Kot İşçileri Birliği’nin açıklaması; bu birlikteliğin bir yardım kuruluşu olmadığı, patronlara karşı mücadele için kurulduğunun hatırlatılması ile sona erdi.

Kot işçisi Gazi Polat herkesi mücadelelerine destek olmaya çağırdı.

Yapılan konuşmaların ardından basının soruları yanıtlandı. Bu bölümde kot işçilerinin yaşadığı sorunlar ve dayanışma gecesinin hazırlıklarına dair bilgiler alındı.

Basın açıklamasına çeşitli kurum ve kişiler de destek verdi.

“Silikozis hastası kot işçileriyle dayanışma gecesi” 26 Aralık Cuma akşamı Gaziosmanpaşa Küçükköy’de Eftelya 1 Düğün Salonu’nda gerçekleştirilecek. İlkay Akkaya, Hasan Sağlam,Birol topaloğlu, Nurettin Güleç ve Raber’in de sahne alacağı gece saat 19.00’da başlayacak.

Kot İşçileri Birliği’nin düzenlediği basın toplantısında okunan metin aşağıdadır.

BASINA VE KAMUOYUNA

Bilindiği gibi bizler silikozis hastası kot işçileriyiz. Kolayca alınabilecek önlemler sırf birileri daha fazla kazansın diye alınmadığı için, kotları beyazlatırken, hayatları karartılan insanlarız. Avrupa’da uzun süre önce yasaklanmış yöntemiyle, yani basınçlı hava ile kotlara kum püskürtülerek yaptığımız işlem sırf kumlar ziyan olmasın diye daracık kapalı odalarda yapılıyor ve ziyan olan insan hayatları hiç hesaba katılmıyor. Zira tersanelerde çok çarpıcı bir şekilde gördüğümüz gibi bu memlekette insan hayatı kumdan ucuz. Hepimiz işte o kotlara püskürttüğümüz kumları ciğerlerimizde taşıyoruz.

Elbette hikayemiz bunlarla sınırlı değil. Hastalığa yakalandıktan sonra yaşadıklarımız çalışırken yaşadıklarımızdan daha da vahim. Büyük kot tekelleri bu işlemleri denetimsiz, kayıtdışı, kölelik koşullarında çalıştığımız merdiven altı atölyelere yaptırdıkları için pek çoğumuzun sigortası yoktu. Haklarımızı kazanmak, tedavilerimizi yaptırmak için yola çıktığımızda ise, devletin klasik “bugün git yarın gel” leri ile, bir çok arkadaşımızın ömründen uzun sürecek mahkemeleriyle karşılaştık. Pek çok arkadaşımız bu süreçte çaresizlik içerisinde hayatlarını kabettiler. Örneğin, Hüseyin ÖZKAYA arkadaşımız memleketi Sinop’ta terkedilmiş bir şekilde, tek başına, yardımına bir el bile uzatılmadan hayatını kaybetti. Abisi de daha önce aynı hastalıktan ölmüştü. Benzer bir şekilde Süleyman ÖTER arkadaşımız da çalıştığı fabrikanın bodrumunda izbe bir işçi koğuşunda ölümünden iki gün geçtikten sonra bulundu ve arkadaşları tarafından kimsesizler mezarlığına defnedildi.

Bir mezar taşı bile yok…

Hikayelerimiz anlatmakla bitmez. Dağılan aileler, yetim kalan çocuklar, terkedilmiş eşler, sönen hayatlar, çaresizlik içinde bir köşede sırasını bekleyen işçiler, yani bizler bu kanlı ölüm tezgahının ardında bıraktıklarıyız.

Fazla zamanımız olmadığının da farkındayız. Ve bu kısacak zamana bir çok şeyi sığdırmamız gerektiğini biliyoruz. Daha fazla kar etmek için söndürdükleri hayatlarımızın hesabını sormakta kararlıyız.Elbette karartılan sadece biz kot işçilerinin hayatları değil, beklediğimiz şey de sadaka değil. Bizler öncelikle kendi onurumuzu ve çocuklarımızın geleceğini savunmak için yola çıktık. Kuşkusuz en küçük hakkımızı bile almak için nefesimiz tükenene dek mücadele edeceğiz. Bu yüzden bir araya geldik ve “Kot İşçileri Birliği”ni kurduk. Birlik olarak Mavi Jeans önünde yaptığımız eylemin ardından, acil tıbbi yardıma ihtiyaç duyan arkadaşlarımız ile dayanışmak ve sorunu kamuoyu gündemine taşımak amacıyla 26 Aralık Cuma akşamı bir dayanışma gecesi düzenliyoruz.

Burada özellikle altını çizmek istiyoruz: biz bir yardım kuruluşu değiliz. Haklarımız, emeğimiz ve onurumuz için, başka işçi arkadaşlarımız bizlerin durumuna düşmesin diye, insana hak ettiği değer verilsin, kar hırsıyla hayatlarımızı söndürenlerin yaptıkları yanlarına kar kalmasın diye mücadele ediyoruz.

Sizlere Hüseyin’lerin, Süleyman’ların, Adem’lerin sesini taşıyoruz. Ve buradan, emekten yana, ilerici, vicdan sahibi tüm kişi ve kurumları bu haklı mücadelemize omuz vermeye çağırıyoruz.

KOT İŞÇİLERİ BİRLİĞİ

]]> 0 ulas <![CDATA[Silikozis Hastası Kot İşçilerinin düzenleyeceği basın toplantısına çağrı]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=478 2008-12-21T18:15:51Z 2008-12-18T23:11:19Z


Silikozis hastası kot işçileri olarak kot işçilerinin mücadelesine ilişkin bilgilendirmelerde bulunmak, Çalışma Bakanlığı’nın göstermelik teftişlerine ilişkin görüşlerimizi ve gerçekleştireceğimiz Dayanışma Gecesinin bilgilerini paylaşmak ve ayrıca geçen hafta Slikozis hastalığı nedeniyle yaşamını kaybeden Adem İncilli arkadaşımıza ait bilgileri kamuoyuna açıklamak amacı ile bir basın toplantısı gerçekleştireceğiz. Tüm basın kurumlarını, ilerici kurum ve kişileri de gerçekleştireceğimiz bu basın toplantısına katılmaya davet ediyoruz.

Yer: İHD İstanbul Şubesi

Tarih: 20 Aralık Cumartesi

Saat: 13.00

]]>
0
ahali <![CDATA[Silikozis hastalarıyla dayanışma gecesi]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=473 2008-12-21T17:59:18Z 2008-12-15T14:54:16Z Kot Taşlama İşçileri tedavisi süren silikozis hastalarıyla dayanışma gecesi düzenliyor. İlkay Akkaya, Hasan Sağlam, Birol Topaloğlu, Nurettin Güleç ve Raber‘in katılacağı etkinliğin tarihi 26 Aralık Cuma.

“Silikozis Hastası Kot İşçileriyle Dayanışma Gecesi” kot taşlama atölyelerinin yoğun olarak bulunduğu Gaziosmanpaşa’ya bağlı Küçükköy’de yapılıyor. İşçi sendikalarına, sağlık-meslek odalarına, siyasi partilere, demokratik kitle örgütlerine, basın yayın kuruluşlarına kadar birçok kuruma katılım çağrısı yapılacak dayanışma gecesi Gaziosmanpaşa-Küçükköy’deki Eftelya 1 Düğün Salonu’nda düzenlenecek.

Dayanışma gecesine çeşitli işkollarından işçiler de destek verecek.

Saat 19.00′da başlayacak etkinlikle ilgili ayrıntılı bilgiyi 0537 713 57 04 numaralı telefondan ya da kotiscileribirligi@gmail.com adresinden edinilebilir.

Yer: Eftelya 1 Düğün Salonu / Gaziosmanpaşa – Küçükköy

Tarih: 26 Aralık 2008 Cuma

Saat: 19.00

Adres-İletişim: Hekimsuyu Cad. No:27 Gaziosmanpaşa / Küçükköy

www.kottaslama.org

]]>
0
ahali <![CDATA[Bir kot işçisi daha hayatını kaybetti…]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=471 2008-12-15T14:48:25Z 2008-12-15T14:48:25Z Ankara Sanatoryum Hastanesi’nde 15 gündür yoğun bakımda olan kot taşlama işçisi Ahmet İncilli (29) hayatını kaybetti. İncilli’nin abisi Adem İncilli de geçen yıl aynı hastalık nedeniyle hayatını kaybetmişti.

Çorum Sungurlu’da doğan İncilli, Adnan Öztürk‘ün sahibi olduğu Öztürk Rodeo’da kumlama işçisi olarak çalışırken, silikosiz hastalığına yakalandı.Tedavisi sürerken fenalaşan İncilli, yoğun bakıma kaldırıldıktan 15 gün sonra hayatını kaybetti.

Yazılı bir açıklama yapan Kot Taşlama İşçileri Birliği “Bir nefes daha fazla almak için inat, hayatımızı çalanlardan hesap sormak için cüret göstereceğiz” dedi.

Kot İşçileri Birliği‘nin yaptığı açıklamayı yayınlıyoruz…

Sıradaki mi gelsin(?)!

Göstermelik teftişlerle, iş güvenliğine ilişkin verilen vaatlerle, ömrümüzden uzun sürecek mahkemelerle geçerken vakit, tek tek kaybediyoruz işçi arkadaşlarımızı.

Bir kot işçisi arkadaşımız daha slikozis hastalığı nedeni ile hayatını kaybetti. Arkadaşımız Adem İncili aramızdan ayrıldı. 1979 Çorum/Sungurlu doğumluydu Adem. Adnan Öztürk’ün sahibi olduğu Öztürk Rodeo’da (kumlama) çalıştı ve slikozis hastalığına yakalandı. Abisi de geçen sene aynı hastalıktan hayatını kaybetmişti. Adem’de Ankara Sanatoryum Hastanesi’nde yoğun bakıma 15 gün dayanabildi ve hayatını kaybetti. Bir işçi daha patronların kâr hırsının kurbanı oldu.

Birçok şey için zamanımız yok demiştik. Gencecik arkadaşlarımızın bir aile kuracak, olanların bir çocuğun yüzüne bakacak, sevdiğimizle, eşimizle, çocuğumuzla planlayacak vaktimiz yok. “Bugün uyuyup yarın sağ uyanmayı umut etmekten başka tanınmış bir hak da yok bize bu hayatta” demiştik. Ama sonuna “öfkemiz üzüntümüzü aştı” diye de eklemiştik.

Bizler arkadaşımızın öldüğü haberini aldığımız sıralarda tersanelerde bir işçinin, Yunanistan’da da bir gencin daha hayatının elinden çalındığı haberini de okuduk. Kalbimiz onların kalbi ile attı. Öfkemiz onların öfkesi ile daha fazla arttı. Ve işçilerin tersanelerde ve Yunanistan sokaklarında bir insan hayatı için gösterdikleri cesaret ve inat bizlere umutta aşıladı.

Evet bir arkadaşımız daha öldü.

Ama ölenlerimiz için, ölüme sürüklenenlerimiz için, eşlerimiz ve çocuklarımız için, tüm işçi kardeşlerimiz için bizler de üzerimize düşeni yapacağız.

Söz veriyoruz:

Bir nefes daha fazla almak için inat!
Hayatımızı çalanlardan hesap sormak için cüret göstereceğiz !

KOT İŞÇİLERİ BİRLİĞİ

14 Aralık ‘08

]]>
0
ahali <![CDATA[İŞÇİLERİN KATİLİ, MAVİ’NİN PATRONU!]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=458 2008-11-23T21:02:32Z 2008-11-23T15:24:44Z

Kot işçileri bugün saat 14:00′te İstiklal Caddesi’ndeki Mavi Jeans mağazası önünde yaptıkları eylemle patronlardan hesap sordular.

Mis Sokak’ta buluşan kot taşlama işçileri KOTLAR BEYAZLIYOR HAYATLAR KARARIYOR ve ALACAK NEFESİMİZ SORACAK HESABIMIZ VAR pankartları eşliğinde, “Mavinin patronu İşçilerin katili”, “Köle değil işçiyiz, Örgütlüysek güçlüyüz” sloganları atarak katil şirketlerden biri olan Mavi Jeans mağazasının önüne kadar yürüdüler. Bu sırada “Taşlanmış Kota Boykot” çağrısı yapan bildiriler dağıtıldı.

Polisin eylemciler ile mavi jeans mağazası arasında barikat kurma çalışmalarına rağmen Mavi jeans’in önünde basın açıklamasını kot taşlama işinde çalışıp silikozis hastalığına yakalanmış işçilerden biri olan Gazi Polat okudu. Basın açıklamasından sonra Mavi Jeans’e doğru dönüp “Katil Mavi sloganları atılarak eylem sonlandırıldı.

Eylemde okunan basın açıklaması metni şöyle:

Biz Kimiz?

Bizler kot işçileriyiz.

Göz gözü görmeyen merdiven altı atölyelerde bir mesaide 2 bin kot kumlayanlarız.

Sosyal güvencesi olmadan sağlıksız koşullarda çalıştığımız için ölüme terk edilen insanlarız.

Yüz metre yürüdüğümüzde ve iki merdiven çıktığımızda soluğumuz kesiliyor, ciğerlerimiz kumla dolduğu için başka işlerde de çalışamıyoruz.

Bizler silikozis hastası kot işçileriyiz.

Neden bu haldeyiz?

Mavi Jeans, Collezione, Levis, Lee, Little Big, Diesel, Adil Işık, Loft, Colins

İşte bu katil şirketler, bedenlerimizi çürütüyor, hayatlarımızı karartıyor.

Birileri fazla kazansın diye biz açlığa, sefalete, ölüme itilirken, bizleri bu duruma sürükleyenler ellerini kollarını sallayarak geziniyorlar.

Merteks gibiler yoksul mahallelerde kurdukları bir çoğu kaçak, sayısız ölüm atölyeleriyle öldürmeye devam ediyor.

Hemde göz göre göre!

Neden buradayız?

Bu şirketlerden biri olan Mavi Jeans, kanlı pazardaki payını her geçen gün daha da büyütüyor.

Artık kot kumlama işini “lazer sistemiyle yapıyoruz” dediler!

Şimdi soruyoruz; 2 yıl öncesinde kot kumlama işini ne ile yapıyordunuz?

10 yılı aşan bu sürede kot kumlama işçiliği yaptırmadıklarından bahsettiler!

Pekala Mavi Jeans’in bu işi merdiven altı kaçak atölyelerde yaptırdığını da biliyoruz..

Avrupa’da yasaklandığını bile bile bizlere bu işi yaptırdıklarını da biliyoruz.

Şimdi kimlere, neyin vicdanını satıyorlar?

Bugün Bingöl’de, Muş’ta köylerinde ölümü bekleyen, askerde çürük aldığı için evlerine gönderilen 20 yaşındaki gençlerin raporlarında sizlerin, patronlarınızın ve ihracatımız fazla diyenlerin imzaları var.

Bizler kot işçileri olarak bu katillere “cinayet” davaları açtık!

Türkiye’nin bir çok ilinde taşlanmış kot satan markalara karşı Boykot başlattık.

Bu işin içinden sıyrılmanın bu kadar kolay olmadığını da konuyu duyan, vicdanı sızlayan insanların dayanışmasıyla beraberce göstermiş olduk.

Fakat tüm bu yaşananlara kulaklarını tıkayan patronlara ve umursamadan öldürmeye devam eden bu şirketlere karşı hiçbir şey yapılmazken bizlerin sorunlarının çözülmesine yönelikse, bir adım bile atılmadı.

Peki ne mi istiyoruz?

Bu ölüm atölyelerinin bir an önce tespit edilip kapatılmasını,

Bu işte çalışan ve bu işten mağdur olan tüm arkadaşlarımızın ayrıntılı sağlık taramasından geçirilmesini,

Gerekli tedavilerinin yapılmasını,

Sigortasız çalışanların hizmet tespitinin yapılarak bütün sosyal güvenlik haklarının verilmesini,

İş göremezlik raporu verilerek maluliyet sigortasından yararlandırılmasını,

Ve göz göre göre bu katliamı yapan ve yaptıranlara bunun hesabının ödettirilmesini istiyoruz.

Artık hesap sorma zamanı, insan hayatını hiçe sayan bu sisteme ve ölüm saçan şirketlerine Dur! Deme zamanı.

Kot İşçileri Birliği
www.kottaslama.org

]]>
0
ahali <![CDATA[Kot İşçileri, pazar günü Mavi Jeans önünde eyleme çağırıyor]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=456 2008-11-19T13:29:26Z 2008-11-19T13:29:26Z

BASINA VE KAMUOYUNA

Basın Açıklaması Çağrımızdır;

Kotlar “imaj” için beyazlarken, imaj uğruna giydiğimiz bu kotlar, onları beyazlatan biz kot işçilerinin hayatlarını karartıyor. Böylesine derin bir uçurumda ölüme sürükleniyoruz.

Sadece Türkiye’de 10000′e yakın işçi hasta!

Silikozis hastalığına yakalananların büyük çoğunluğu daha 20′li yaşlarda. Hastalığın etkisiyle değil koşmak, yürümekte bile zorluk çekiyor ve haliyle başka işlerde de çalışamıyoruz. Çoğumuz sigortasız olduğumuzdan, hiçbir sağlık ya da sosyal güvence desteği alamıyoruz.

Yakın zamanda ise Kot işçisi arkadaşımız Hüseyin Özkaya aynı hastalık sonucu hayatını kaybetti. Kot işçileri ve aileleri, birileri fazla kazansın diye açlığa, sefalete ve ölüme itilirken, onları bu durumu sürükleyenler ellerini kollarını sallayarak gezinmekte, insan yaşamı üzerinden kazandıkları servetleriyle günlerini gün etmektedirler. Mavi Jeans, Collezione, Levis, Lee, Little Big, Diesel, Adil Işık, Loft, Colins gibi pek çok yerli ve yabancı şirket ölümcül işlerini buralara göndererek işsizlik ve yoksulluk halini kendilerine ucuz işçilik olarak döndürmeye devam ediyorlar. Bu işin yurtdışında yasaklanması üzerine, “Nasılsa burada işçilerin hayatı ucuzdur ve hesabı sorulmaz” yaklaşımıyla atölyelerini de bir bir kurmuşlardır. Bu sektörün önemli organizatörlerinden biri olan Mavi Jeans, bu kanlı pazardaki payını her geçen gün daha da büyütüyor. Merteks gibi taşeronlar kentin varoşlarında kurdukları bir çoğu kaçak, sayısız ölüm atölyeleriyle birçok işçinin ölüm sebebi olmaya devam ediyorlar!

Hem de göz göre göre!

Merdiven altı atölyelere iş veren büyük kot tekelleri Ölüme ittikleri kot işçilerinin yaşamından birinci dereceden sorumludur. Küçük atölyeler nasıl ki bu işçi katliamına imza atmışlarsa büyük tekeller de azmettiricilik yapmış, suçun kaynağı olmuşlardır. Artık kot kumlama işini “lazer sistemiyle yapıyoruz” diyerek insanların vicdanlarını sömüren, gazetelere yaptırdığı haberlerle önceki sorumluluğundan sıyrılmaya çalışan Mavi jeans ve diğerlerinden hesap sorma zamanı. İnsan hayatını hiçe sayan Kapitalizme ve ölüm saçan şirketlerine Dur! Deme zamanı.

Biz kot işçileri olarak; bilerek cinayetlere sebep olan patronlara ve şirketlere karşı sessiz kalmadan, devletin ve yetkililerin“ihracatımız yüksek bu işi fazla kurcalamayın” sözlerine aldırmadan mücadelemize devam edeceğiz.

Yaşasın Kot İşçilerinin Birliği!

23 Kasım 2008 Pazar günü saat 14:00 te İstiklal C Mavi Jeans (Mephisto’nun yanı) önünde yapacağımız basın açıklaması bekleriz.

Kot İşçileri Birliği

kotiscileribirligi@gmail.com

www.kottaslama.org

]]> 0 ahali <![CDATA[YENİ BİR CİNAYET DAHA: Kot taşlama işçisi Hüseyin Özkaya yaşamını yitirdi.]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=446 2008-10-25T04:05:00Z 2008-10-25T03:48:57Z

Hüseyin Özkaya ile yapılmış bir söyleşi:

Bu hastalığın sizde çıkması ve beraberinde başınıza gelenleri anlatır mısınız?

Hüseyin Özkaya (H.Ö): Ben Sinopluyum. İstanbul’da Gaziosmanpaşa’da İdeal rodringte çalışıyordum. İşi bıraktım memleketime döndüm. Memleket havası iyi gelir dediler. Ama nefes almam gittikçe zorlaşıyordu. Sonraları durumum ağırlaştı. Ambulansla Kastamonu’daki hastaneden Ankara’ya geldim. Fakat Ankara’dan İstanbul’a kendi cebimden ödemek zorunda kaldım. Uzun yolculukları sigortadan karşılamıyorlar. Daha sonra İstanbul’da Yedikule Göğüs Hastalıkları hastanesine yattım.

Bu konu hakkında hukuksal bir mücadeleniz var mı, dava açtınız mı?

H.Ö: Avukatlarım var ama atölye sahibi davayı uzattıkça uzatıyor. Elimden geleni yapıyorum. İşverenin Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) kaçtığı söyleniyor.

Sağlık durumunuz nasıl?

H.Ö: Artık Oksijen desteğine bağlı yaşıyorum. Bu olmadan iki adım atamam. Artık seneye bilemem…

Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?

H.Ö: Bugün taburcu olacağım. Ambulansı devlet karşılayamıyor. Sinop’a kendi imkanlarımla gideceğim. Amcamın oğlu Beytullah belli bir noktadan sonra artık mücadeleyi bıraktı, çıkardı serumları, oksijen tüplerini… yokluk içinde öldü, ona hiç yardım edilmedi.

Bu iş cinayetiyle ilgili olarak Kot İşçileri Birliği’nin kamuoyuna çağrı metni şöyle:

Artık sözün tükendiği yerdeyiz. Patronların kar hırsına bir arkadaşımızı daha kurban verdik. Kot işçisi Hüseyin Özkaya arkadaşımız yakalandığı Slikozis hastalığı sonucu hayatını kaybetti. Hüseyin Özkaya arkadaşımızın ağabeyi Beytullah Özkaya’da yine aynı hastalık sonucu yaşamını kaybetmişti.

Patronların kar hırsı uğruna işlediği bir cinayete daha tanıklık ediyoruz.

Bir işçi yaşamı daha basitçe alınabilecek önlemler alınmadığı için,

bir işçi yaşamı daha makineden ucuz sayıldığı için,

bir işçi yaşamı daha yaşamdan sayılmadığı için karardı.

Yüzlerce arkadaşımız aynı hastalıkla boğuşuyor, yüzlerce arkadaşımız çalışamadığı için sefalet koşullarını itiliyor, gece “acaba sıra bende mi?” sorusuyla başını yastığa koyuyor ve yüzlerce“biz” yani kot işçileri, eşleri, anaları, babaları ve çocuklarıyla, yaşamla ölüm arasında, ne tam o tarafta ne tam bu taraf ta bir geleceğe mecbur bırakılıyoruz.

Efendiler! Saydığınız boncuk değil, ölen arkadaşlarımız, dostlarımız, canlarımız…

Evet üzüntülüyüz. Kendimiz için, ailelerimiz için, ölen arkadaşlarımız için üzüntülüyüz. Ama artık öfkemiz üzüntümüzden büyük. Bizleri yaşarken mezara sokanlara, “beyaz kotlardan” servetler yaratıp, bizlere ölümü; ailelerimize sefaleti reva görenlere, vergiye gelince kapımıza gelip, sağlık hakkımıza gelince selamı kesenlere, ölüm atölyelerine ruhsat veren tüm imza sahiplerine, merdiven altlarını patron ofisinde denetleyenlere öfkeliyiz.

Artık sözün bittiği yerdeyiz. Artık halimize ağlamayı bir kenara bıraktık. Artık kalan ömrümüz için, geride kalanlarımız için ve başka işçi kardeşlerimiz bizlerin yaşadıklarını yaşamamaları için mücadele etme zamanı. Artık bizlere yapılanların hesabını sorma zamanı…
İlan ediyoruz:

Haklarımızı kazanmak için, ailelerimiz ve arkadaşlarımız için, yaşamı hiçe sayılan tüm işçi kardeşlerimiz için, onurumuz, emeğimiz ve geleceğimiz için, ölümlerin ve bizlere yapılanların hesabını sormak için

“Ciğerimiz yetene dek mücadele edeceğiz”
KOT İŞÇİLERİ BİRLİĞİ

]]>
0
ahali <![CDATA[“Bu işin peşini bırakmayacağız!”]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=443 2008-10-18T15:07:55Z 2008-10-18T11:18:53Z Onlar her gün üzerimize giydiğimiz kotların beyazlaması için çalışıyorlar… Taşladıkları ve yıkadıkları kotları beyazlatırken hayatlarını karartıyorlar. Kot taşlama ve yıkama işçileri her gün ölümcül çalışma koşulları içinde çalışarak üç kuruş uğruna canlarını ortaya koyuyorlar. Tıpkı patronların gözünde kum torbası kadar değeri olmayan tersane işçileri gibi…Tıpkı kömür madenlerinde yerin yedi kat altında iş cinayetine kurban giden maden işçileri gibi…Tıpkı kapitalizmin erittiği nice körpe bedenler gibi…

Yıllarca kot taşlama ve yıkama atölyelerinde çalışmış olan Gazi Polat ve Mehmet Bekir Başak İstanbul’un Gaziosmanpaşa ilçesinde oturuyorlar. Her ikisi de kot taşlama işinin yol açtığı ölümcül silikozis hastalığından nasiplerini almışlar.

Özellikle Mehmet Bekir Başak silikozis hastalığının pençesinde çok sayıda ilaçla tedavisini sürdürüyor. Polat da Başak da bir yandan yaşadıkları koşullara isyan ederken diğer yandan kendilerini ölümün pençesine düşürenlerden hesap sorma kararlılığındalar.

Kızılbayrak Gazetesi, Polat ve Başak ile kot taşlama ve yıkama işçilerinin çalışma koşulları ve yürüttükleri mücadele üzerine konuştu…

- Kendini tanıtır mısın?

- Adım Mehmet Bekir Başak. 38 yaşındayım ve 7 çocuğum var. Kot taşlama işine ‘95 yılında başladım. ‘97 yılına kadar çalıştığım atölyede çaycılık yaptım. İşten ayrılarak yaklaşık iki sene kapıcılık yaptım, daha sonra yine Merteks’te çalışmaya başladım. Küçükköy’deydi çalıştığım yer. Erhan Kaya diye bir arkadaşımız vardı. Şimdi çok rahatsız. Rahatsızlanınca beni çağırdılar. Gittim, 2007 yılının dördüncü ayına kadar çalıştım. O zaman da Uğur Dündar Arena programı yapmıştı. CNN Türk’te yapılmıştı program ve beni Osman diye bir arkadaşımız aradı. İşe gidiyorduk, servisteydik. Daha önce de birkaç arkadaşımız ölmüştü. Süleyman diye Tokatlı bir arkadaşımız vardı. Burhan Vanlı bir arkadaştı. “Yok işte sigara içiyorsun, içki içiyorsun” dediler. Halbuki alakası yok. Adamın ciğerlerini kum bitirmiş. Vefat etti..

Yine bir gün işe gidiyorduk. Hanıma telefon ettim, programı izle dedim. Çocuklar, hanım izlesin, bir bakalım, gerekirse işi bırakırız. Tabii ben yine ciddiye almıyorum. Kendim de inanmıyorum. Sabah döndüm işten, eve bir baktım herkes ağlıyor. “Hayırdır” dedim. Eşim dedi ki: “Sen akşam bir daha işe gitmiyorsun, işi bırak!” Sağlık karnemi aldım, Yedikule’ye gittim. Orada bir doktor filmi çeker çekmez “artık o fabrikadan içeri girmemen lazım” dedi. Öğleden sonra hastaneden döndüm ve bana Süreyyapaşa’ya gideceksin dediler.

- Hastalığın belirtilerini hiç hissetmedin mi?

- Vardı tabii ki. Koşamıyorduk, yürüyemiyorduk. Sağlıklı bir şekilde çalışamıyorduk. Sabah paydos ederken kot yapan vardı. Ben genelde gece çalışıyordum.

- Çalışma koşulları nasıldı?

Gece vardiyası ve gündüz vardiyası olmak üzere 12 saat çalışıyorduk. Toplamda 40 küsür kişi çalışıyorduk. Yarı yarıya bölünüyordu vardiyalar.  İşyerine müfettişler gelip gidiyordu. 40 küsür kişiden 5-6 kişinin sigortası vardı.

- Çalışma sistemi nasıldı?

İki metreye ikibuçuk metre odalarda çalışıyorduk. Dergah vardı, bu sistem yeni çıktı. Zaten biz bu hastalığı buradan kaptık. Bir tankın içerisine 300-400 kilo kum koyuyorsun. Onun da iki tane 100’lük motoru vardı. 200 havayla basınç yapıyordu hortuma. Biz de o hortumu açınca 8-9 havayla pantolonun üzerinde kum yapıyorduk. 2-2,5 metrelik bir odanın içerisinde göz gözü görmüyordu. 6 tane uzun floransan lamba vardı. Tahmini olarak kendimizi ayarlayıp öyle yapıyor, sonra da hava almaya çıkıyorduk. Bizim işyerinde havalandırma yoktu, verilen maskeler basit ve sağlıksızdı. 10-12 metre uzunluğunda bir süflon vardı. Diyelim ki bir tona yakın kum ona ne yapacak. Dışarı çıktığımız zaman hava tutmazsa kimse kimseyi tanımıyordu. Elimizi yüzümüzü yıkıyorduk, geliyor çayımızı içiyorduk. Bir daha kalkıyorduk. 80 dakika çalışıyorduk, yarım saat oturuyorduk. Oturma hakkımız yoktu yemek paydosuna kadar.

2007 yılının dördüncü ayında Süreyyapaşa’da teşhis koydular. Erhan arkadaşımıza yanlış teşhis, verem teşhisi koydular. Zaten bizim işten çıkmamızın nedeni bu oldu.

- O zamana kadar bunun etkilerini bilmiyor muydunuz?

- Nasıl bilebilirdik! İşyerinin çalışma ruhsatı var. Sağlık Bakanlığı’nın imzası var. Demek ki bu çalışmaya uygun. Bizim de mesleğimiz olmadığı için bu işte çalışıyorduk. Kimse bize iş vermiyordu. Biz de mecburen çalışıyorduk.

Ücretler nasıldı?

- 450 liraydı başlangıçta, sonra 590 YTL’ye çıktı. Benim hastalığımı görünce “seni yıkama bölümüne alacağız” dediler. 3-4 ayda orada çalıştım. Orada 8 saat üzerinden çalışıyordum. Orada da- sağolmasınlar aslında- 100 YTL benim maaşımdan düşüş yaptılar, 8 saat çalıştığım için. Muhasebeciye sordum bunu. Orada 12 saat çalışırken sesimi çıkarmıyordum ve fazladan 4 çalışıyordum. O yüzden maaşımdan 100 YTL kestiler. “İşine gelirse çalışırsın, gelmezse çalışmazsın” dediler.  Hatta orada bir adamları vardı. Birkaç arkadaş söyledi. “Adamları var Bekir Abi seni döverler” diye. Ondan sonra Unkapanı Çalışma Müdürlüğü’ne gittim dava açtım. Geçen sene beni çağırdılar. “Anlaşalım” dediler kabul etmedim, hakkım olanı istedim. 16 Ekim’de mahkemem var.

- Gazi Abi, sen  ne söylemek istersin?

- Benim çalıştığım zaman en büyük kot firmaları Panger, Ustop, Collezione idi. Daha çok küçük firmalar vardı. Merdiven altı diyorlar ya… Arena’da bu iş birkaç kişiye maledildi, gözden kaçırıldı. Ben silikozis hastalığını hayatımda hiç duymamıştım. Böyle bir hastalığın varolduğunu da bilmiyordum.

- Ne zamana kadar böyle gitti?

- 2006’da Süreyyapaşa’ya gidiyorduk. Kendimi iyi hissediyordum. Bazen ağrılarım oluyordu. Film çekildim ve bana ilk etapta kansersin dediler. Ondan sonra akciğerinden parça alacağız dediler. Sonra kumdan dolayı silikozis hastalığı olduğunu söylediler. Hiçbir ilaç tedavisi yok, hani ölümü bekliyorsun ya aynen öyle. “Ne yapmamız lazım” dedik. Meslek hastanesine gönderdiler bizi. Orada iki hafta yattık. İlaç tedavisi yoktu. 15 günün ardından raporlar verildi bize. Meslek hastalığı olduğunu söylediler. Normalde bizim derecemizin 6-7 ayda verilmesi gerekirken 1,5 yıldır derecemiz verilmedi.

- Bekir Abi araya giriyor…

- Koskoca Sağlık Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı geliyor ama bunlar ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Bu 8-9 bin arası çalışan arkadaş ve 3 bine yakını hasta…

- Genelde hangi memleketlerden bu sektörde çalışanlar işçiler?

Gazi Polat: Bingöl, Muş, Erzurum, Bitlis, Tunceli ve doğunun birçok ilinden… Çalışılan yerlerde yatılan yerler de var. Çalışılan yerlerin üstünde yatılan yerler de var. Bir zamanlar Romenler’i çalıştırıyorlardı. Gurbetten gelen insanlar burada çalışıp üst katta yatıyorlar. Onlara da böyle iyi geliyordu. Tabii ki bilsen ki hastalık yapıyor, çalışmazdık. Ben bu işte çalışırken 1 milyar maaş alıyordum. Ben böyle bir hastalığın olduğunu bilseydim, bana 5 milyar para da verseler bu işi yapmazdım. Müfettiş gelince sigortasız insanlar dışarıya gönderilirdi. Gelip çaylarını içip gidiyorlardı. Kimse çalışma koşullarını sormazdı. Devlete söylüyorum. İsviçre’de 1990’larda bu yasaklanıyor. Kot giymeme boykotu başlıyor. Peki sen niye bunun önünü kesmiyorsun. Tamam, bize olan oldu. Biz 4-5 bin kişiysek hala çalışan yerler var. Bari diğer insanlara sahip çıkılsın.

Bekir Başak: Mesela televizyonlarda, gazetelerde sürekli çıkıyor. Bir kuş ağaçta kalıyor, millet nasıl indireceğiz diye seferber oluyor. 10 bin insan çalışıyor bu işten zarar gören. Ben geçen gün doktora gittim, bana tam 4 kilo 300 gram ilaç verdiler. Buna ne mide, ne yürek, ne de can dayanır. Kendileri alıyorlar 15-20 milyar maaş. İşlerine geldi mi milletvekilliği yapıyor, bıraktığında maaş almaya devam ediyor. Şimdi hasta olan arkadaşlar 65 yaşına kadar emekli olamayacak. Yeşil kartları yok. Benim var. Neye yarar? 2 seneye kadar malulen emekli olacağım. 2 sene ya yaşarım ya yaşamam. Zaten kendimi ölü hissediyorum. Evime 5 kuruş para getiremiyorum. Bunu boşver, çocuklarımın huzurunu bozuyorum. İlaçları içince kendimi kaybediyorum.

- Kot taşlama işçileri bu yaşananları kader olarak mı görüyor? Ne düşünüyorlar?

Gazi Polat: Yaklaşık 1,5 senedir bu işin peşinde uğraşıyoruz. Arkadaşlarımız neredeyse gidip ziyaret ediyoruz. Arkadaşlarımızı hastaneye gönderiyoruz. Bazıları kader diyor, tabii ben onları suçlamıyorum. Çünkü bu devlet bunları uyarmadı. Bu işin zararlı olduğunu anlatmadı. Yani bilinçsizlik. Bazı insanları ipte sallamıştır. Biz de işte böyle sürünerek öleceğiz. Bunun önü kesilemez miydi? Kesilirdi. Daha iyi maskelerle… 25 kuruşluk nalbur maskeleriyle çalışıyoruz, kaliteli maske olsaydı bunlar da olmayacaktı.

Hiçbir koşul iyi değil. Çoğu arkadaşımız, 5-6 bin kişi sigortasız zaten. En büyük boyutu da budur. Biz meslek hastanesine insan gönderiyoruz, yatırmıyor. Neden? Çünkü sigortası yok.

- Sizin de çalışma koşullarınız tersanelere benziyor…

- Aynı! Biz burada böyle ölüyoruz onlar da düşerek ölüyorlar. Ama en azından onlar Başbakanı ayaklarına götürdüler. Biz diyoruz ki, bu insanları tek çatı altında toplayalım.

- Son dönemde bazı eylemler yaptınız. Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Gazi Polat: Bingöl’de koca bir köy var. 130 kişi var hasta olan. Belki de 150 kişi var hastaneye gitmeyen. Tüple yaşıyor birçoğu. İstanbul’da olsa belki de onlar ölmüştü. Erhan haftanın 3 gününü hastanede geçiriyor.

Bekir Başak: Herkes ölümü bekliyor. Ben bugün ölsem çoluk çocuğumun kafası rahat olur. Ama bu işin hesabını sormadan ölmek yok benim için. Bu işin peşini bırakmayacağım. Ben iki çocuğumu okuldan aldım. 100 YTL parayı veremedim geçen gün. Elektrik-suyumu ödemiyorsam ben zaten ölmüşüm. 7 çocuğum var. İkisi okuyor ikisi çalışıyor.

-  İleriki günlerde ne gibi planlarınız var?

- Arkadaşlarımız ister katılsın ister katılmasınlar, işin peşini bırakmayacağız. Ama bizde de biraz gevşeklik var. Neden? Birkaç kişi el attık bu işe ve yürüyoruz. Şöyle bir şey var: Benim kendi kardeşim aynı işte çalışıyor, bana diyor ki “senin ne işin var?”

Bekir Başak: Bakan da Başbakan da yalan söylüyor. Sendikanın olmadığı yerlerde 8 saat çalışılan yer göstersinler. Kayıtdışı çalışmanın yasaklanması gerekiyor bu ülkede.

- Tersanelerle ortak bir şeyler yapmayı düşünüyor musunuz?

- Evet var. Onlar da “artık ölmek istemiyoruz” diyorlar. Biz de öyle diyoruz. Onlarla da bu hafta içinde gidip görüşeceğiz. Çünkü onların da bir dernekleri var. Nasıl Desa işçilerini ziyaret ediyorsak oraya da gideceğiz. Tersaneyle şöyle bir fark var. Bizim düşmanımız arkadan geliyor, onların ki önden. Onlar düşmanı görüyor. İnsanları kum torbası yerine kullandılar, tekneye koydular.

Gazi Polat: Onları kum çuvalı yerine koydular, bizi de kumla zehirlediler!

- Bu iş nasıl daha az riskli yapılabilir?

- Geçenlerde Mavi Jeans çıktı konuştu. Bu iş lazerle yapılıyor diyor. 2 sene önce neyle yapıyordu? Kumla yapıyordu. Biz böyle bir şey düşünüyoruz. Mavi’nin mağazası önünde eylem yapacağız. Bunu da ortaya çıkaracağız. Sağlık Bakanlığı denetlemedi.

- Dışarıdaki insanlar nasıl tepki veriyor?

- Derdimizi anlatıyoruz onlara. İnsanlar yardım etmek istiyor. Ben televizyonda da söyledim bunu. Biz kimseden bir şey istemiyoruz. Biz hakkımızı istiyoruz. Devlet suçluysa suçunu kabul edecek. Devlet bu maaşı mecburdur bağlamaya. Madem ki meslek hastalığı raporu veriyor. Biz bunun sonuna kadar peşini bırakmayacağız. Ankara’ya gideceksek, gideceğiz. Önümüzü kesseler de bırakmayacağız.

Bekir Başak: Bugüne kadar kimsenin hakkını yemedim ama hakkımı da savunurum. Patronlar para kazanıyor ben de burada işkence çekiyorum.

Kızıl Bayrak / İstanbu

]]>
0
ahali <![CDATA[kottaslaMA.org’un da içinde olduğu Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu, SSGSS’ye karşı eylemde]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=439 2008-10-18T10:42:40Z 2008-10-17T14:42:09Z

Yeni hak kayıplarıyla 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren ölüm yasası (SSGSS) soygun ve rant yasası olduğunun sinyallerini daha ilk günden göstermeye başladı. Poliklinik muayene katılım paylarının kapsamı genişletilip miktarı arttırıldı.

SSGSS karşıtı mücadele sürecinde oluşan Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu (HSGGP) Şişli Etfal Hastanesi’nde gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla poliklinik muayene katılım paylarının mitkarının arttırılmasını protesto etti.

SSGSS yürürlükte katılım payı artıyor!

Platform adına basın açıklamasını okuyan İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Semih Güngör önceki yıllarda muayene ücreti ödemeyen SSK’lı aktif çalışanlar, yeşil kartlılar, kamu çalışanları ve emeklileri ile aile bireylerinin bundan sonra bu ücreti ödeyecekleri bilgisini verdi.

Güngör’ün platform adına yaptığı açıklama şu sözlerle sona erdi: “Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu olarak bütün emekçileri, bir kez daha, sağlık ve sosyal güvenlik hakkı için yürüttüğümüz mücadeleye katılmaya davet ediyoruz; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, ilgili yönetmelikler ve Sağlık Uygulama Tebliği’nde emekçiler aleyhine yapılan bütün düzenlemeler geri çekilmelidir.”

“Sağlık haktır satılamaz!”, “Herkese sağlık güvenli gelecek!”, “Savaşa değil sağlığa bütçe!” sloganlarının atıldığı eyleme BDSP, OSB-İMES İşçileri Derneği, TKP, Halkevleri ve Yurtsever Cephe İşçi Birliği dövizleriyle katılırken eylem atılan sloganlarla son buldu.

1 Ekim’den önce ve sonra…

SSGSS’nin yürürlüğe girdiği 12 Ekim 2008 tarihinden önce sigortalıların ödediği muayene ücreti standart iken 1 Ekim 2008’den sonra bu uygulama ikinci basamak sağlık kurumlarında 3 YTL, eğitim ve araştırma hastanelerinde 4 YTL, üniversite hastanelerinde 6 YTL, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında 10 YTL oldu. Diğer yandan Sosyal Güvenlik Kurumu’nun muayene ücretlerinin tahsilatını eczacılar kanalıyla yapması da büyük tepkilere neden oluyor. Birinci basamak resmi sağlık kuruluşlarında yapılan muayene ile uygulamaya geçirilen illerde aile hekimi muayenehanelerinden katkı payı alınmayacak. Ancak gerçekte birinci basamak sağlık hizmeti veren işyeri hekimlerinin yazdığı reçetelerden de 3 YTL alınacak.

http://www.kizilbayrak.net/sinif-hareketi/haber/arsiv/2008/10/17/artikel/170/genel-aglik-i.html

]]>
0
ahali <![CDATA[Sermayenin cinayet itirafı: “Son 5 yılda 5394 işçi öldü”]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=435 2008-10-13T11:06:46Z 2008-10-13T11:01:12Z İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasa Taslağı’na ilişkin konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, özellikle kot taşlama işinde ölümcül slikozis hastalığının pençesinde çalışan kot taşlama işçilerinin kayıtdışı çalıştığını, bu alandaki meslek hastalığıyla ilgili resmi kayıt olmadığını da itiraf etmiş oldu.

“Daha fazla kar” güdüsüyle hareket eden kapitalist patronlar düzeni canını ortaya koyarak üreten işçileri istatistikî veriler olarak görüyor.

Sadece Tuzla tersanelerinde yaşanan işçi ölümleri bile sermaye düzeninin insan hayatına bakışını örnekleyebilecek nitelikte. Birçok sektörde en basit işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almayarak iş kazalarına, iş cinayetlerine ve geri dönüşü olmayan meslek hastalıklarına yol açan kapitalistler işçi kanıyla büyüyorlar.

İş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi noktasında güdük kalan yasa ve yönetmelikler ise bir kez daha sermayenin çıkarına dönük hazırlanıyor.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasa Taslağı’na ilişkin geçtiğimiz günlerde ortak basın toplantısı düzenleyen KESK, TTB, DİSK ve TMMOB tasarının insan odaklı olmadığını, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin “Pazar” haline getirilmek istendiğini vurgulamışlardı.

Çelik’ten “seri cinayetler” itirafı

Kurumların yaptığı ortak açıklamanın ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de tasarı üzerine düşüncelerini dile getirdi. Çelik Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’na dair yaptığı övgülerin benzerini bu tasarı taslağı üzerinde de sürdürdü.

Tersanelerde seri cinayetler biçimde yaşanan işçi ölümlerine seyirci kalan ve tüm süreci tersane patronlarına terkeden Çelik’in ortaya koyduğu rakamlar ise sermayenin yasa tanımazlığını göstermesi açısından dikkat çekiciydi.

Kapitalizmin “hapishaneleri” işçi mezarlığı

Çelik, 2007 yılı içinde gerçekleşen 80 bin “iş kazasında” 1043 işçinin yaşamını yitirdiğini söylerken kayıtdışı çalışmanın itirafını da yapmış oldu. Çelik’in geçmiş yıllarda ölümle sonuçlanan “iş kazaları”na ilişkin verdiği bilgiler ise oldukça çarpıcı. Bu bilgilere göre; “2003 yılında 76 bin, 2004′de 83 bin, 2005′de 73 bin, 2006′da 79 bin, 2007′de 80 bin iş kazası meydana geldi. Bu kazalarda ise 2003 yılında 810, 2004′de 841, 2005′de 1071, 2006′da 1592, 2007′de 1043 işçi yaşamını yitirdi. 2003 yılında 440, 2004′de 384, 2005′de 519, 2006′da 74, 2007′de 1208 meslek hastalığı tespiti yapılırken, meslek hastalıkları sonucu 2003 yılında 1, 2004′de 2, 2005′de 24, 2006′da 9, 2007′de 1 işçi yaşamını yitirdi.”

Özellikle yakalandığı meslek hastalığı sonucu yaşamını yitirenlerin sayısındaki azlık Çelik’in verdiği rakamlarla göze çarptı. Çelik, iş kazaları konusundaki tabloyu “vahim durum” olarak yorumlamakla yetindi.

Özellikle kot taşlama işinde ölümcül slikozis hastalığının pençesinde çalışan kot taşlama işçilerinin kayıtdışı çalıştığını da itiraf eden Bakan Çelik bu alandaki meslek hastalığıyla ilgili resmi kayıt olmadığını da belirtti.

Sermayenin gözü kıdem tazminatında

Sermayenin sosyal güvenlik alanıyla beraber hedef tahtasına çaktığı kıdem tazminatı hakkı ise Çelik’in konuşmasının başka bir bölümünü oluşturdu. Kıdem tazminatının gaspına ilişkin sermayenin planlarının işlediği Çelik’in sözleriyle belli olurken bunun gerekçesi olarak “Zaten kıdem tazminatı çalışanların yüzde 60′ında  kalkmış durumda.” Buna ilişkin yapılan haberlerin araştırmadan uzak olduğunu söyledi.

Talepler uğruna örgütlü mücadele!

Sermaye iş kazalarıyla beraber oluşacak ölümleri önleme gibi bir niyeti olmadığını yasa taslağını da taşeronlaştırmaya, kendi ihtiyaçları doğrultusunda yasalaştırmaya çalışarak gösteriyor. Güdük yönetmelikleri, işçi sağlığı ve iş güvenliğini hiçe sayan tasarılara karşı yürütülecek dişe diş mücadele işçi sınıfı ve emekçilerin sermayeye karşı savaşımında önemli bir yerde duruyor. İşçi düşmanı yasaları parçalamak yine örgütlü işçi sınıfının elindedir.

İş Sağlığı ve Güvenliği Taslak Tasarısı’nda dikkate alınmayan noktalar:

• İşyeri sağlık ünitesi bileşenlerinin hiçbirinin görevleri tarif edilmiyor.

• İş güvenliği konusunda görev üstlenecek kişilerin de (somut olarak iş güvenliği uzmanının) hiçbir özelliği (hak, yetki, sorumluluk dahil olmak üzere) tarif edilmiyor.

• Uluslararası sözleşmelerde ve yargı kararlarında işyeri hekimlerinin ve iş sağlığı personelinin mesleki bağımsızlığının sağlanması zorunluluğuna işaret eden düzenlemeler göz ardı ediliyor.

• İşçi sağlığı ve işyeri hekimliği alanına dair mevzuat alaşağı ediliyor.

• 50′den az işçinin çalıştığı binlerce işyeri için özendirilmesi ve hatta zorunlu kılınması gereken Ortak Sağlık Birimleri (OSB) hiçbir biçimde dikkate alınmıyor.

• Çalışma yaşamını düzenleme ve denetleme yetkisi olan Çalışma Bakanlığı, yine, yetkisiz olduğu akademik ve mesleki yeterlilik alanına müdahale ediyor, kurs yapmaya aday olmak istiyor.

• İş sağlığı ve güvenliği yönünden son derece önemli pek çok düzenleme, alt düzenleyici işlem olan Yönetmeliklere havale edilmiştir.

• İş sağlığı ve güvenliği alanında; Uluslararası Çalışma Örgütünün 155,161 sayılı Sözleşmeleri ve Avrupa Birliğinin 89/391 sayılı Çerçeve Direktifi uyarınca tarafların alınacak bütün kararlara katılımı zorunluluğu olmasına rağmen kurumların önerileri taslağa yansıtılmıyor.

]]>
0
ahali <![CDATA[Bildiriler BOYKOT’a çağırıyor]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=422 2008-10-11T20:49:28Z 2008-10-11T15:10:56Z

]]>
0
ahali <![CDATA[Boykot bildirilerinin dağıtımı sürüyor]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=420 2008-10-11T20:55:22Z 2008-10-11T15:06:25Z

]]>
0
ahali <![CDATA[Günay Kot temizleme işçileri haklarını istiyor]]> http://kottaslama.org/php/kt/wp/?p=378 2008-10-10T18:19:21Z 2008-10-10T18:13:07Z

Şubat 2008′de bu yana maaşları ödenmeyen ve işten çıkarılan Günay Kot Yıkama işçileri bugün Unkapanı’nda bulunan Çalışma Bölge Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı, patron hakkında suç duyurusunda bulundu.

“Sigorta, güvence, maaş. Haklarımızı istiyoruz” yazılı pankart açan BATİS üyesi işçiler, maaşlarını ödemeyen ve kendilerini kapı önüne koyan Günay Kot patronu hakkında suç duyurusunda bulundu.Eylemde yapılan açıklamayı okuyan Orhan Bulut isimli işçi çalışma koşullarını aktardı. “Sağlıksız koşullarda güvencesiz çalışmaktayız. Aylardır maaşlarımızı alamıyoruz. Toplam 200 bin YTL olan alacaklarımızı kriz bahanesiyle patron vermiyor” dedi.

“Kriz varsa bunun sorumlusu biz değiliz” şeklinde konuşan Bulut, patronun iddialarının yalan olduğunu işyerinde üretimin hala sürdüğünü belirtti. Bulut, kendilerini para ödemeyen patronun koruma ve ciplerle gezdiğini belirtti. Günay patronunun isim değişikliği yaparak Maliye ve SGK’yı kandırdığını belirten Bulut, “Bu gerçekleri devlet bilmiyor mu? Biz ne yapalım, hırsız talancı mı olalım, katil mi olalım ” diye sordu.

Kot taşlama işçileri haklarını mahkemede arayacaklarını, işçileri sigortasız çalıştıran patronu şikayet etmek için dilekçe vereceklerini söylediler.

İşçiler eylemde “Yaşasın sınıf dayanışması”, “Ölmek değil çalışmak istiyoruz”, “SSK, maliye uyuma işçine sahip çık”, “İşçiyiz haklıyız kölelik düzenine karşıyız” sloganları attı.

İşçiler, Unkapanı’nda yaptıkları eylemin ardından direnişteki Desa deri işçisi Emine Arslan’ı ziyaret edecek. Ardından ise ücretlerini istemek için öğleden sonra Günay Kot Temizleme fabrikası önündeki oturma eylemi ile bekleyişlerini sürdürecek.

http://www.atilim.org/haberler/2008/10/10/Gunay_Kot_temizleme_iscileri_haklarini_istiyor.html

]]>
0